30 Temmuz 2016 Cumartesi

ESKİŞEHİR

Selamlar... Aylardır planını yaptığım 'Gezi Notlarımı' hayata geçirme zamanı nihayet geldi :) Eskişehir'den başlayıp Fethiye'de son bulacak rotam için epey araştırma yapmıştım.


Tabi hepsini yapmak güzel olurdu ama malum çocuklu bir aile olduğumuzdan aksaklıklar olabileceğini tahmin etmek zor olmadı. Çevremdekilerden gezeceğim yerler arasına ilk sıraya Eskişehir'i koyduğumda "Ne var ki Eskişehir'e gidiyorsun?" şeklinde tepkiler almıştım. Ama ben Eskişehir'in güzel bir memleket olduğunu yaptığım araştırmalardan öğrendim. Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen'in şehre yaptığı katkılarla Eskişehir aslında Yenişehir olmuş :) Ramazan bayramına 2 gün kala yola çıktık. Dolayısıyla halen oruçluyduk. Hava çok sıcak üstüne birde oruç eklenince ister istemez zorlandık. Neyse hikayemizi başlatalım. Kızım Defne uykusunu alsın diye saat 10 gibi yola koyulduk. İlk fotoğrafımız yolda ... :)


Sapanca üzerinden Eskişehir'e gitme niyetim vardı fakat Körfez'e yeni kurulan Osmangazi Köprüsü açılış sebebiyle ücretsiz olunca buradan gitmeye karar verdik. Gerçekten çok ihtişamlı duruyordu.


Yaklaşık 4 saat sonra Eskişehir'e ulaştık. İlk gezeceğimiz yer Bal Mumu Müzesi. Bu tip yerlere giriş genelde 20 TL'den aşağı olmaz burası ise 5 TL hatta öğrencilere indirimi bile var. 


İçeri girdiğimizde heykellerin benzerlikleri çok şaşırtmıştı bizi. Beyazıt Öztürk, Cüneyt Arkın, Şener Şen ve Kemal Sunal ilk dikkatimizi çeken heykellerdi.


Sadece Türk sineması heykelleri yok tabi. Barış Manço, Aşık Veysel, Angelina Jolie ve Brad Pitt çifti, Eskişehirspor Oyuncuları, Tv programı sunucuları, Cumhurbaşkanları, hatta Putin bile var.


İçeride bazı yerlerde resim ve video çekmeye izin veriyorlar bazı yerlerde ise 5 TL karşılığı çekim yapabiliyorsunuz. Elimden geldiğince içerisini videoya aldım. Dilerseniz buyrun...

Unutmadan Yılmaz Büyükerşen Bal Mumu müzesi eski Odunpazarı Evleri'nin hemen önünde. Dolayısıyla buraya gelmişken Tarihi Odun pazarı evlerini de gezmeden gitmek olmaz. Odunpazarı'nda ne yenir derseniz Eskişehir diyince akla gelen Çibörek olacaktır. Çibörek mi Çiğbörek mi halen tartışılır ama biz gittiğimizde oruçlu olduğumuz için bu yöresel lezzeti tadamadık. Onun yerine Odunpazarı'ndaki tarihi evlerin arasında gezdik.


Bir çok hediyelik eşya satıcısını iç içe görebileceğiniz, tarih kokusuyla yoğrulmuş eski sokakları var Odunpazarı'nın. Hemen hepsi yeniden restore edilmiş ve daha güzel bir görünüm kazandırılmış haliyle karşıladı bizi.


Eskişehir'de o kadar çok gezilecek yer var ki, kahverengi turistik tabelaları her yerde görebilirsiniz. 


Odunpazarında gezilecek yerlerden biriside Atlıhan El Sanatları Çarşısı. Dört bir tarafı çevrili 2 katlı bu şirin yerde de yöreye ait hediyelik eşya satıcıları var.


Şimdi ise sıra merakla beklediğim, hep internetten resimlerini gördüğüm Sazova Parkındaki Masal Şatosunda ! Masal Şatosu 7 farklı kuleden esinlenerek dizayn edilmiş fotoğraf görseli harika bir yer! Bu kuleler, Kız Kulesi, Galata Kulesi, Topkapı sarayındaki Adalet Kulesi, Diyarbakır'ın Sur ilçesindeki Çan Kulesi, 1176 yılında inşa edilmiş Mardin'in simgelerinden Ulu Camii'nin minaresi olan Ulu Kule, Amasya bakırcılar çarşısında yer alan Burgulu Kule ve Antalya'da bulunan Yivli Kuledir.


Çocuklu aileler için güzel vakit geçireceğiniz Masal Şatosuna giriş ücretsiz! İçeriye girdiğinizde belirli saatlerde yapılan masal turları ise 2 ile 4 TL arasında. Bizler Nasreddin Hocalı, Tek gözlü canavarlı, Ejderhalı bir masal turuna katıldık. Yanımdaki görevliler bizleri oda oda dolaştırıp her karakterin hikayesini anlattı. Ortalama 20-25 dk süren hoş vakit geçirebileceğiniz güzel bir ortamınız oluyor.


Sazova parkı içindeki bir diğer gezilecek yer ise Korsan Gemisi. İçeri giriş 2 TL. Etrafı turkuaz rengi su ile doldurulmuş içi eski dizayn edilmiş bir gemi.


Daracık merdivenlerinden geminin alt katını dolaşabilir, zindana vurulmuş ve kemikleri kalmış görünümü verilmiş iskeleti fotoğraflayabilirsiniz.


Hepsi bu kadar değil tabi. Şimdi ise sırada Eti Su Altı Dünyası var. Buraya girişte yine cüzi bir miktar ödeyerek içeri girebiliyorsunuz. Onlarca deniz canlısı ile 'özçekim' yapabileceğiniz akvaryumlar göreceksiniz. Eminim ki sizlerde ilk kez göreceğiniz canlılar karşısında çocuklarınızla iyi vakit geçireceksiniz.


Eti sualtı dünyası içindeki en güzel yer İstanbul'da da benzeri bulunan yürüdüğünüz yeri çepeçevre sarmış akvaryum. Hemen yanınızdan ve başınız üstünden köpek balıklarının geçişlerine şahit olacaksınız.


Sazova parkı içinde bilim ve uzay merkezi de mevcut. Günü dolu dolu yaşamak için ziyaret edilebilir fakat bizim vaktimiz yetmediği için oralara giremedik. Öğrendiğim kadarıyla içeride 3D kısa film izletiyorlarmış. Evdeki TV'mde bu özelliği sıklıkla kullandığımdan ilgimizi çekmedi de diyebiliriz. Buralara kadar gelmişken park girişinde bir Eskişehir hatıramız olsun diye ben padişah oldum, Eşim ise sultan :) Kızımız Defne'ye göre kıyafet olmasına rağmen huysuzluğu yüzünden onu fotoğraf çekerken alamadık.


Artık iftar saati yaklaşmış biz ise yemek yiyecek yerler bakıyorduk. Porsuk çayı kenarında çok güzel yerler var. Çibörek yemek için fırsatım oldu ama onunla doymayacağımı bildiğim için başka bir yere geçtik. Bu seferde açlık ve sıcağın vermiş olduğu sıkıntıyla hızlı yiyerek iyice şiştik. Çibörek yemek bi nasip olmadı yani :)

Hepsini yedim pişman değilim :)
Konaklama için Beyoğlu Termal Oteli tercih ettik. Gayet temiz, rahat ve odalar arası koridorları heykel motifleriyle süslü güzel bir oteldi. Otel müşterileri dilerlerse 10 TL ekstra ödeyip sauna termal oda gibi nimetlerden faydalanabiliyor.

Beyoğlu Termal Otel içi
Ramazanın son günü olduğundan hem gece sahurda, hemde sabah olmak üzere 2 kere kahvaltı imkanı da var. Günü porsuk çayı etrafında dolaşarak tamamlayıp otelde dinlenmeye çekildik. Ertesi günkü hedefim kuşadası, efes antik kenti ve şirince. Haritadan baktığımda Eskişehir - Kuşadası arası 6 saatlik yol gözüküyordu ve bu yol gideceğim yerler arasındaki en uzun mesafeydi. Sabah ola hayrola diyerek uyuduk. İlk gün için masrafımız: Otel 100 TL - Yakıt 70 TL - Ivır zıvır 50 TL şeklinde oldu... Eskişehir'den sevgilerle... 

ESKİŞEHİR

8 Nisan 2016 Cuma

SAPANCA - KUZULUK KAPICALARI - ABANT - GÖYNÜK - ÇUBUK GÖLÜ - TARAKLI

Selamlar, sevgiler, saygılar... Bu sene İstanbul'dan uzaklaşıp OH BEE diyeceğimiz bir gezi ile başlıyoruz yolculuğumuza. Eşyalarımızı toparlayıp yola çıkıyoruz. Beni tanıyanlar bilir gideceğim yere direk gitmek huyum değildir. Mutlaka yol üzerinde uğranacak bir yerler bakarım. İstanbul'a 1.5 saat uzaklıkta olan ve defalarca yanından geçmiş olmama rağmen hiç uğramadığım SAPANCA ile rotamızı başlatıyoruz.


İşin açıkcası buraya gelirken beklentilerim daha çoktu. Mart ayında gitmiş olmamızdan sebep sezon açılmadığı için bizim Maltepe sahilini andıran bir görünümdeydi Sapanca gölü.

Pekte uzun olmayan sahil yolu boyunca hediyelik eşya satan dükkanlar ve cafe restorantlar mevcuttu. Mart ayı olmasına rağmen yinede kalabalık denecek kadar kişi vardı Sapanca gölünde .


Başladık göl kenarındaki sahil yolunu turlamaya. Cancağızımla bir öz çekimimizde olsun değil mi :)


Az ileride sapancı baba diye bir efsaneden söz eden heykeller vardı. 
Kızım Defne üşümüş ve uykusu gelmiş bir şekilde poz verdi.


Sıra sıra dizilmiş restorantlardan birine girip hem biraz ısındık hemde kızımın en çok sevdiği içecek olan ayran ile gözleme yedik. (3 Ayran + 3 gözleme 21 TL)


Sanırım sapanca yazın kahvaltı mekanları ile daha güzel olur fakat ben umduğumu bulamadım diyebilirim. Geri dönerken çok tanıdık gelen birini gördüm fakat kim olduğunu hatırlayamadım. Yanımdan geçenlerden sonradan duydum ki eski Beşiktaşlı futbolcu Serdar Özkan ' mış o kişi :) Daha fazla 'zorla' gezecek yer aramayalım diyerek hedefimiz olan kuzuluk kaplıcalarına doğru yola koyulduk. Annem ve babam bizden bir kaç gün önce gelmişlerdi. Ne yalan söyleyeyim kaldığımız devremülkün penceresinden dağa bakan manzarasını özlemişim.


Günün akşamında termal suya girerek hem ısındım hemde yorgunluğumu attım. Bir süre sonra çarşıya çıkıp gezmesini özlediğim sokaklarda dolaştık eşimle.


Ertesi gün uyandığımda kuş cıvıltıları ve dağ esintisi ile uyanmak inanın paha biçilemez. Hafif bir kahvaltının ardından kızımla dolaşmaya çıktık. (Pepe'sini de hiç bırakmaz) :)


Öğle saatlerine doğru geçen sene sıkça ziyaret ettiğimiz Dereağzı tesislerine uğradık. Yemekleri gerçekten güzel ve fiyatları uygun. 


Ne yiyeceğimize karar verene kadar boylu boyunca dere kenarına uzanmış yerlerde bol bol fotoğraf çektik.


Karnımız iyice acıkmıştı. Karışık ızgara ve pideden oluşan bir menü söyledik. Menüden önce verilen ikramlar büyük ölçüde doyuruyor zaten.


Çok şükür iyice doyduk ve Kuzuluk'a geri döndük. Ertesi gün için yakın civarda gezilecek yer bakıyordum. Abant bunlardan birisi... Kuzuluk Kaplıcalarına 75 km uzaklıktaki Abant Gölü için yola koyulduk.


Yaklaşık 40 km anayoldan gittikten sonra Taşkesti ilçesine ulaşıldığında Abant tabelaları karşınıza çıkıyor zaten. Taşkesti ile Abant gölü arasındaki yemyeşil köy yollarından geçtik.


Abant gölüne tırmandıkça etrafta halen kar olduğunu gördük. Yüksek rakımdan olacak ki t-shirt giyerek geldiğim yolu mont ile tamamladım.


Nihayet Abant gölü gözüktü aracımı uygun bir yere park ettim fakat arabadan hiç çıkmak istemedik desem yeridir. Çok keskin bir soğuk vardı.


Eşim ve ben göl etrafını dolaşırken, annem ve babam kızım Defne'yi üşütmemek için az ilerimizde bulunan köy ürünlerinin satıldığı kapalı alana geçtiler.

Bizde daha fazla dayanamayıp biraz dolaştıktan sonra buraya geldik. Sağolsun esnaf bir abla çay ısmarladı ve az da olsa içimiz ısındı. Eğer uğramadıysanız az ileride dondurulmuş hayvan müzesi olduğunu söyledi. Müzeye giriş ücretsiz.


Abant'ta bulunan çeşitli bitki ve hayvanların olduğu bir müzeydi burası. Defnecik içinde iyi oldu. Her gördüğü hayvan için "bu ne baba?" demesiyle dolaştık her yeri.


Oradan çıkıp araç ile gölün etrafında dolaştık. Göl seviyesinde metrelerce uzunlukta ahşaptan yapılmış patika yolda yürüyüş yaptık. Etrafı çalı ile dolu ve bakımsızdı. Keşke tam gölün üzerinde olsaydı burada pek temiz gözükmedi gözümüze.


Sanırım kışın tamamen kar olduğunda burası harika olur. Bu arada buraya girişin ücretli olduğunu duymuştum fakat sadece otobandan gelenler için ücret alındığını gördüm. Buraya 3 farklı yoldan ulaşım var. Bizler Taşkesti yolundan girdik ve herhangi bir ücret ödemedik. Yeterince dolaştıktan sonra kızım Defne'yi daha fazla üşütmemek için geri dönüş yoluna girdik. Son zamanlarda belim ağrıyordu bundan sonraki 4 günü Kuzuluk Kaplıcalarındaki termal suda geçirdim. İstanbul'a dönüş vakti geldiğinde ise ismini daha önce duyduğum Göynük'te bulunan Çubuk Gölü'ne gitmek için yola koyulduk.


Google mapste yolu yarıya indiren bir kestirme gördüm. Bir kaç km yol gittikten sonra köylünün birine yolun durumunu sordum. Yukarıdaki dağ yollarının kötü olduğunu ve sorun yaşayacağımı söyleyince yeniden ana yola döndüm. Yavaş yavaş Göynük semalarına geldiğimizde tarihi Osmanlı konakları karşıladı bizleri.


Ve nihayet Çubuk Gölü tabelaları gösterdi kendini. Ana yoldan 6 km yolumuz kalmıştı.


Gerçekten merak ettiğim kadar var mıydı burası bilmiyorum ama aklımda kalmasından iyidir değil mi? Çubuk köy'den geçerek ulaştık Çubuk Gölüne.


Buradaki köylüler şanslı bence doğası oldukça sessiz, huzurlu ve sakindi. Belkide İstanbul'un kargaşasından ben sıkıldığım için öyle gözüktü gözüme. Çubuk gölünü meşhur yapan bu köye yapılmış değirmenlerdir.


Bu değirmenler Rüzgarlı Bahçe adındaki dizi için yapılmış. Dizi tutmayınca sadece 5 bölüm çekilip kaderine terk edilmiş.


Yinede bu köye hoş bir görüntü verdiği söylenebilir. Değirmenler bakımsızlıktan kaderine terk edilmiş.


Sanırım 6 tane değirmen vardı ve bizden başkada kimseler yoktu.


Arabamı park ettiğim değirmenin kapısını iterek açtım. İçeride 4 tane yeni sayılacak koltuk vardı. 3 katlı ahşap merdivenli bir değirmen evdi burası. Bütün katları videoya aldım. Merak edenler buyursun...


Yeterince dolaştıktan sonra tekrar ana yola döndük. Artık iyice karnımız acıkmıştı. Yol güzergahımızda daha önce ziyaret ettiğimiz Taraklı vardı. Hem biraz dinleniriz hemde bir şeyler yeriz diyerek koyulduk yola.


Taraklı, termal su bakımından zengin yeni bitmek üzere olan büyük bir tesis ile meşhur olma yolunda ilerliyor. İlçenin merkezinde büyük bir kaç konak var. Hemen hepsinde de hediyelik eşya satıcıları.


Defneciğe küçük bir oyuncak alıp bu küçük ilçenin küçük çarşına attık kendimizi. Tahmin edileceği üzere doğal ve yöresel yiyecekler satan ablalar ve amcalar karşıladı bizi.


Daha önce buraya geldiğimde ziyaret ettiğim konakta bulunan bir amca tam 57 yıldır bu işle uğraşıyormuş. Amcayla kısa sohbetimizi izlemek için tıklayın...


Pek lokantaya benzetemediğim fakat camında çorba, salata, kavurma yazan küçük şirin bir mekanda birer çorba içip dinlendik.


Havanın kararmasına 2 saat kadar kalmıştı artık başka bir yere uğramadan İstanbul'a dönmem gerekiyordu. Sapanca gölü , Abant gölü , Çubuk gölü , Kuzuluk kaplıcaları derken son olarak Taraklı'da geçirdiğimiz günün ardından 'istemeyerekte olsa' evin yolunu tuttuk. Başka bir gezi anısında görüşmek üzere...

SAPANCA - KUZULUK - ABANT - GÖYNÜK - ÇUBUK GÖLÜ - TARAKLI